TÜRKİYE’Yİ ÇIKMAZ SOKAKTAN, KARANLIK VE BATAKLIK KIYIYA SÜRÜKLEYEN KÖLELER VE KURD SİYASİLERİN KORKAKLIĞI

0

Türkiye, devlet statüsüne kavuştuğu 1923 yılından bugüne kadarki politik uygulamalarıyla kendi çıkmazını oluşturdu. Kuruluş döneminin sözde görünümde “kahraman” olarak tanıtılan çakma liderlerin hepsi Osmanlı devlet yöneticileriydiler. Birinci Dünya savaşı sürecinde, Osmanlı topraklarını işgal etmiş olan işgal devletleriyle işbirliği yaparak, Osmanlı devletini yok ettiler. O hizmetlerine karşılık, işgal devletlerinin başını çeken İngiliz ve Fransız’ların 1916 yılında sınırlarını çizdikleri yeni devletçiklerden biri olan Türkiye’nin yöneticileri olarak atandılar.

Esasen hizmetçisi oldukları Osmanlı devletine ihanet ederek Türkiye’nin yöneticiliğine atanmış kişilikler, suçluluk kompleksiyle kendilerini “kahraman” ilan ettiler. Yeni bir yaşam tarzını yeni Türkiye devletinin yönetimini, işgal güçlerinin emirleri doğrultusunda şekillendirdiler. Vatan haini olan Mustafa Kemal ve ekibi, işgal gücü devletlerinin her emrini kayıtsız şartsız yerine getirebilmek için kendilerini Halka kabul ettirmeleri gerekiyordu. Kendilerini “kahraman” olarak kabul ettirmeyi dayatmalarının nedeni buydu. Kahraman, Ebedi şef, milli şef gibi tanımlamalar, özünde trajikomik şarlatanlıktır. Yoksa, hizmetçisi oldukları Osmanlı’ya karşı savaşan işgal devletleriyle işbirliği yaparak Osmanlı’yı yok edenlerin “kahraman” veya “kurtarıcı” olarak tanımlanmalarının mantığı olamaz.
Vatan haini maskaralar, kendilerini Halkın üstünde (?) kişilikler olarak kabul ettirmeyi, dayatmanın yanı sıra aynı süreçte iki yönlü çalışmalarla kendi konumlarını ve işgal devletlerinin emirlerini de kalıcılaştırmayı hedeflediler. Elbette ki, yol göstericileri işgal güçleriydi.

Yeni Türkiye devlet yöneticiliğine kendileri gibi çalışacak maskara sürüsü yetiştirmek amacıyla köy enstitüleri, Halk evleri, yatılı okullar, yeni askerlik düzeni, askerli yerleşkelerinde Ali okulu adı altında eğitim sistemi, gece okulları ve benzeri eğitim organizelerinin yanı sıra, yeni elit çevre, kendileri gibi hareket edebilecek iş çevresi, yeni medya grubu gibi çalışmalar yaptılar.
Rahatça projelerini uygulayabilmek amacıyla da iç ve dış düşman icat etmeleri gerekiyordu. Dış düşman icat etmek kolaydı. Hazırda komünizm vardı. Bir de İslamiyet’i, Osmanlıcılığı da dış destekli gibi yutturmaya çalıştılar. Halbuki, Osmanlı topraklarını parçalara bölüp yeni devletçiklerin sınırlarını çizen, aynı işgal gücüydü. Türkiye de o devletçiklerden biriydi.

Osmanlı bitmişti. Arap yarımadası ve Osmanlı toprağı olan Afrika’daki yeni devletçikler, Türkiye’ye saldırmak gibi düşünceleri olamazdı. Çünkü, Türkiye ile Ağababaları aynıydı. Komünizm tehlike idiyse, tedbir alınırdı. Rahmetli Menderes dönemine kadar hiçbir tedbir alınmadığı görülüyor. NATO üyeliği ile komünizm tehdidi için önlem-tedbir oluşturuluyor. Yunanistan, Romanya ve Balkanlar’da oluşan yeni devletçikler de, Birinci Dünya Savaşına kadar yüzyıllarca Osmanlı toprağıydı. İşgal devletleriyle birlikte hareket etmiş ve yeni Türkiye’nin sınırlarını ve yönetimini zaten onaylamışlardı. Yani, dış tehdit söylemi uydurmaydı.

İç tehdit hikayesi ise bilinçli olarak geliştirilmişti. İşgal gücü devletleriyle işbirliği yaparak, Osmanlı’ya karşı savaşıp, karşılığında Bağımsız Kurdistan Devletinin tanınmasını reddeden Kurd Kralları ve Kurd Halkı cezalandırıldı. Kararı verenler, Osmanlı’yı parçalayan işgal güçleriydi. Türkiye de, Yahudi, Ermeni, Yunan asıllı vatandaşlar, kendi ibadethanelerinde ibadetlerini yapabiliyorlardı. Kendi okullarını açıp, çocuklarına kendi dillerinde eğitim verebiliyorlardı. Yeni Türkiye’de yasalarla bu hakları güvence altındaydı. Kurdler ise bu haklardan yoksun bırakıldı. Daha da ileri gidilerek Kurdlük adına ne varsa yasaklandı. Kurdler, sistemli olarak soykırım uygulamasıyla her türlü barbarca zulme maruz kaldı. Elbette ki Kurd Halkının böylesi kalleşliğe ve zulüm dayatmasına tepkisi olacaktı. Türkiye’de bugün gelinen durumun nedeni budur. Osmanlı’yı ve Kurdistan’ı parçalayan güçlerin atamış olduğu sözde kurucu yöneticiler, kendilerinin suçlarını örtbas etmek amacıyla, izah ettiğimiz özetle Türkiye’yi çıkmaz sokağa sürüklediler.

Merhum Özal ve kısmen de Merhum Menderes dışında Türkiye’yi yönetenler aynı zihniyetle çıkmaz sokağı derin bir bataklık kuyusuna dönüştürdüler. Gelinen aşamada, Kurd Halkının Bağımsız Kurdistan Devletini resmileştirmekten başka hiçbir seçeneğinin kalmadığı açıktır.
Gerçek tarihi bilgilerin ışığında kararlı çalışmalarla Kurdistan Birleşik Devletlerini resmileştirmek zorundayız. Zorda olsa, çocuklarımızın güvenli ve istikrarlı bir ortamda yaşayabilmeleri için bunu başarmalıyız. Bizim Halkımız hazırdır. Dünya hazırdır. Kurd siyasi hareketlerinin yöneticileri de korku gömleğini yırtıp, Kurd u Kurdistan düşmanlarının suratına tükürük gibi serpmek zorundadırlar. Kurdistan Birleşik Devletleri projesinin hükümeti bu adım için kurulmuştur. Kendimize sahip çıkmak için dürüstçe çalışmak yeterlidir.

20-05-2019

Saygılarımla, Hisên Baybaş

250total visits,1visits today